<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Ortayol Formu</title>
		<link>http://www.ortayol.net/</link>
		<description>Ne yüksekte olalım başımız dönsün. Ne de aşagıda olalım başımız ezilsin. Ortayolda bir olalım beraber olalım.</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Mon, 21 May 2012 07:47:42 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.ortayol.net/images/RedMetal/misc/rss.png</url>
			<title>Ortayol Formu</title>
			<link>http://www.ortayol.net/</link>
		</image>
		<item>
			<title>MOLOTOF KOKTEYLİ SALDIRI</title>
			<link>http://www.ortayol.net/49-mansetler/7387-molotof-kokteyli-saldiri.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 May 2012 21:35:58 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Şişli'de yüzü maskeli bir grup, yolcu otobüsüne Molotof kokteyli ve taşlı saldırı düzenledi. 
 
Otobüste maddi hasar meydana gelirken yolculardan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="#b22222"><font size="3">Şişli'de yüzü maskeli bir grup, yolcu otobüsüne Molotof kokteyli ve taşlı saldırı düzenledi.<br />
<br />
Otobüste maddi hasar meydana gelirken yolculardan yaralanan olmadığı öğrenildi.</font></font><br />
        						 						 							 								 								 									<a href="http://www.stargazete.com/guncel/yolcu-otobusune-molotoflu-saldiri/haber-581138" target="_blank"><img src="http://cdn.stargazete.com/dosya/581146-fit-660x390.jpg" border="0" alt="" /></a> 								<br />
<br />
<br />
<font color="#b22222"><font size="3">Olay akşam saatlerinde Okmeydanı Darülaceze Caddesi üzerinde meydana geldi.  Görgü tanıklarının ifadesine göre, yüzleri maskeli yaklaşık 10 kişilik terör örgütü yandaşı, seyir halindeki içi yolcu dolu otobüse saldırdı.<br />
<br />
Osmanbey-Taksim seferi yapan halk otobüsüne önce taşlı saldırı yapan kimliği belirsiz kişiler daha sonra içinde yolcu bulunan otobüse Molotof kokteyli attı. Otobüs şoförünün çabalarıyla yolcular alevlerden zarar görmeden araçtan indi. Otobüsü yanan şoför yangın söndürme tüpüyle alevlere müdahale etti. Yapılan saldırıda otobüsün koltuklarının bir kısmı yanarken atılan taşlardan dolayı aracın camları kırıldı.<br />
<br />
Terör örgütü sempatizanları daha sonra olay yerinden hızla uzaklaştı.</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/49-mansetler.html">Manşetler</category>
			<dc:creator>Sabri</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/49-mansetler/7387-molotof-kokteyli-saldiri.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Müslüman aklı  için yol birdir</title>
			<link>http://www.ortayol.net/113-hayrettin-karaman/7386-musluman-akli-icin-yol-birdir.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 May 2012 16:06:58 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İslamcı mütefekkirimiz Sezai Karakoç'un bir konuşmasının, Dünya Bülteni'nde yayınlanan özetini okudum.  Yıllardır yazdığım ve savunduğum düşüncelerin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>İslamcı mütefekkirimiz Sezai Karakoç'un bir konuşmasının, Dünya Bülteni'nde yayınlanan özetini okudum.  Yıllardır yazdığım ve savunduğum düşüncelerin birçoğunda ortak olmam beni mutlu etti.<br />
<br />
'Ben de şurada şöyle demiştim' diye sözü çoğaltmadan (isteyen kitaplarımda, yazılarımda  ve sitemde bunları görür ve okur) bugünlerde altı çizilmesi gereken düşünce ve tekliflerinden bir demeti iktibas ediyorum:<br />
<br />
'Kürtlere gelince. Kürtler de aynı yola sarıldılar. Batı'da Londra Kürdoloji Ensitüsü'nde <acronym title="vBulletin">vb</acronym>. yerlerde yetiştikleri için buna sarıldılar.  Onlar da ırkçılık yolu ile gidiyorlar. İflas eden bir teori ile bir yere varmaları mümkün değildir. Kürtlerin şansı bunun tam tersinde idi.  Tabii ki, elbette ki bu ulus devlet denilen nesnede, daha az olan halkların bir takım hakları çiğneniyor, onlar asimile edilmek isteniyor. Buna karşı çıkmaya elbette insanların hakkı var. Fakat bunun çözümü biz de ayrılalım değil. Tam tersine Kürtler hem kendileri için, hem bütün buradaki dört devlet için bir şans iken, bu şansı tam tersine kullandılar. Neydi bu şans; BİRLEŞTİRME!<br />
<br />
'Bizim mutlaka şu üç şeyle yüzleşmemiz ve hesaplaşmamız lazımdır;  Batıcılık, Milliyetçilik ve daha sonra gelen demokrasi. Müslümanların bunlarla hesaplaşıp orijinal ve kendine has ideolojisini bulması lazımdır. Eğer bu ideoloji bulunamazsa bir çıkış yolu yoktur.  Çünkü saydığımız bu üç şey tamamen Batı'dan alınmıştır. Yeni anayasa da kendi otantik ideolojimiz konmalıdır<br />
<br />
'Şimdi liberaller denen bir grup çıktı ortaya...  Anayasaya da etki yapmak istiyorlar ve ırkı, dini bir tarafa bırakalım diyorlar. Din konusunda tıpkı ittihatçılar ve gibi düşünüyorlar, bu noktada onlarla beraberler.  Soyut bir devlet teorisidir önerileri. Anayasanın alt planında bu olsun istiyorlar.  Halbuki böyle bir şey dünyanın hiçbir yanında yok. Fransa'da devletin temelinde Fransızlık,  milliyetçilik var. Daha başka düşünceler var, Fransız ihtilali var kökünde. İngiltere'de İngilizlik var, ABD'de Amerikancılık var kökünde. Hristyanlık var zaten hepsinde.<br />
<br />
'Geleceğimizi düşünmek hepimizin görevidir. Madem ki Türkiye Batıcılık, Milliyetçilik ve şimdi de demokrasi üçlüsü ile ayakta sallanıyorsa ve sağlam değilse...memleketin aydınlarının bu konuyu düşünmesi lazımdır. Türkiye'nin sorunu kendine has değil. Irak'ta da, Suriye'de de, İran'da da, Mısır'da da sorun aynıdır. Körfez ülkeleri de Suudi Arabistan da ayakta duramayacaktır. Çünkü bunların hepsi çürük bir esasa dayalıdır. İslam coğrafyası aydınları bu çöken yapıların yerine sağlam kalıcı yapının projelerini üretmeleri lazımdır.<br />
<br />
'Diriliş hareketi bir projedir. Biz diyoruz ki Türkiye'yi, Türkiye olarak düşünmeyelim. İslam lemi'ni bütünlükle düşünelim.  İslam milleti kavramını yine ön plana çıkaralım, geçmişte olduğu gibi. İslam medeniyeti kavramını yeniden ortaya koyalım.  Ve İslam devletine doğru gidelim.  İranlısı da geliyorsa gelsin, Araplar da gelsin.  Hiç birinin olmasın o devlet, İslam devleti olsun. Millet de, dili, ırkı, adetleri ne olursa olsun &#8211; İslam'a aykırı olmamak kaydı ile &#8211; muhteremdir. Herkesin mezhebi, tarikatı, cemaati kendinedir. Çünkü bir tek mezhepte birleşmeyi gerçekleştirmek temenni edilse de, mümkün değildir.<br />
<br />
'Bu Batıcılık onlara göre insancılık, hümanizm, aydınlanmadır. Çünkü Avrupa'nın, Batı'nın ideolojisi, onlara göre insanlık ideolojisidir. Halbuki Avrupa İnsan Hakları, Batı ideolojisidir ve buna sahip çıkmak Batıcılıktır. Bir İslam ülkesi için bu bir zuldür. Kendi ideolojisi yokmuş gibi, geçmişteki insanlar boşuna yaşamış gibi, hiçbir görüşleri yokmuş, tamamen hüda-yı nabit yaşamışlar, sanki hiçbir şey üretmemişler, hiçbir fikirleri olmamış, hiçbir medeniyet kurmamışlar gibi şimdi Batı'dan insanlığı, medeniyeti, insan haklarını alacağız. Bu tabi Batılılar için söylüyorum, aynı karganın tavus kılığına girmesi gibidir.<br />
<br />
'...Ben diyorum ki İslam'ın bir tek şartı var, o da bütün müslümanlar bir arada ve birliktedirler. Müslümanlar bir bütündür, ayrılmaz. Bu İslam'ın farzıdır, şartıdır, imanın da şartıdır...'<br />
<br />
 <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/113-hayrettin-karaman.html">Hayrettin Karaman</category>
			<dc:creator>Hayrettin Karaman</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/113-hayrettin-karaman/7386-musluman-akli-icin-yol-birdir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AB 'KOMŞU'YA KAPIYI GÖSTERDİ !]]></title>
			<link>http://www.ortayol.net/49-mansetler/7385-ab-komsuya-kapiyi-gosterdi.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 06:32:12 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Yunanistan'ı krizden kurtarmak için her türlü çareyi deneyen AB pes etti. Komşu, euro bölgesinden atılıyor!.. 
 
                          Resim:...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="3"><font color="#000080">Yunanistan'ı krizden kurtarmak için her türlü çareyi deneyen AB pes etti. Komşu, euro bölgesinden atılıyor!..<br />
<br />
</font></font>                        <a href="http://www.turkiyegazetesi.com.tr/news/12754/ab_%E2%80%98komsu%E2%80%99ya_kapiyi_gosterdi_.aspx" target="_blank">  <img src="http://www.ortayol.net/img/2012/05/2.gif" border="0" alt="" /></a><br />
<font size="3"><font color="#000080">  Yunanistan'da 6 Mayıs'ta yapılan erken genel seçimler sonrası hükümetin kurulamaması sebebiyle yeniden erken seçime gidilirken, piyasaları kriz korkusu sardı. Seçimlerde kemer sıkma politikalarını destekleyen partilerin kan kaybetmesiyle “Yunanistan Euro'dan çıksın mı, kalsın mı” tartışmaları hız kazandı. Euro Bölgesi ülkeleri de halk desteği olmadığı görülen programın devamına olan güven sarsılınca komşuya kapıyı gösterdi. Avrupa Ticaret Komisyonu üyesi Carel Ducht yaptığı açıklamada Yunanistan'ın eurodan çıkışı üzerinde çalıştığını bildirdi. <br />
Yunanistan'ın Euro Bölgesinden çıkarılmasıyla ilgili ilk sinyal aslında Avrupa Merkez Bankası'ndan geldi. Avrupa Merkez Bankası'nın Yunan bankalarına acil durumlar dışında kredi vermeyi kestiğini açıklamasıyla Yunan halkı paralarını çekmek için bankalara akın etti. Ardından Yunanistan'ın eurodan ayrılarak eski para birimi Drahmi'ye geçmesi halinde, bu operasyonun maliyetinin 1 trilyon dolar olacağı belirtilerek, yeni bir resesyon uyarısı yapıldı. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mervyn King'in “Euro Bölgesi sorunları çözemediği için parçalanmaya doğru gidiyor” şeklindeki sözleri tartışmaları alevlendirirken, bir anda dünya finans piyasalarında hesaplar Yunanistan'ın Euro Bölgesi'nden çıkışı üzerine yapılmaya başlandı. Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Christine Lagarde Yunanistan'ın Drahmi'ye dönüşü için hazır olacaklarını açıkladı. Lagarde'ın “Biz IMF'de teknik olarak her şeye hazırlıklı olmalıyız. Bu istenilen bir durum değil ama teknik olarak hazır olmamız gerektiğini söylüyorum” dedi. <br />
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi de ilk defa Yunanistan'ın bölge dışında kalmasına hazırlıklı olunması gerektiği mesajını verdi. Daha önce bölgede birliğin korunması üzerinde ısrarcı olan Draghi ilk kez ayrılığı bir ihtimal olarak dile getirdi. Yunanistan için zaman daralırken uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Yunanistan'ın Euro Bölgesinden çıkabileceği riskini göz önünde bulundurarak notunu B-'den, CCC'ye düşürdü. Dün de iki önemli açıklama geldi. Uluslararası Para Fonu (IMF), haziran ayında yapılması planlanan genel seçimlere kadar Yunanistan'da temaslarını askıya aldığını duyururken, Avrupa Ticaret Komisyonu üyesi Carel Ducht son noktayı koydu. Carel Ducht, Belçika'nın De Standaart gazetesine yaptığı açıklamada, “Bundan 1 - 1.5 yıl önce domino etkisi tehlikesi vardı. Ama şimdi ECB ve Avrupa Komisyonu, Yunanistan'ın eurodan çıkışının böyle bir etki yapmayacağı acil durum senaryosu üzerinde çalışıyor” dedi.</font></font><br />
<br />
Kaynak:<br />
Hayrettin TURAN -Türkiye Gazetesi</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/49-mansetler.html">Manşetler</category>
			<dc:creator>Sabri</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/49-mansetler/7385-ab-komsuya-kapiyi-gosterdi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>ANAYASANIN İLK MADDELERİ...</title>
			<link>http://www.ortayol.net/49-mansetler/7383-anayasanin-ilk-maddeleri.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 06:12:21 GMT</pubDate>
			<description>*Anayasa Uzlaşma Komisyonu, dün akşama kadar süren toplantıda ‘Temel hak ve hürriyetlerin niteliği ve bütünlüğü’ ile ‘İnsan onur ve haysiyeti’...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="3"><b>Anayasa Uzlaşma Komisyonu, dün akşama kadar süren toplantıda ‘Temel hak ve hürriyetlerin niteliği ve bütünlüğü’ ile ‘İnsan onur ve haysiyeti’ maddelerinde anlaşma sağladı. ‘Eşitlik’ olarak adlandırılan 3. maddede uzlaşma çıkmadı.<br />
</b></font> 						 						 							 								 								 								 								 								 								 								 								 								 								 								 								 								 								 								 									<a href="http://www.stargazete.com/politika/yeni-anayasanin-ilk-maddesi-tamam/haber-579239" target="_blank"><img src="http://www.ortayol.net/img/2012/05/17.jpg" border="0" alt="" /></a> 								<br />
<br />
<br />
<font size="3"><b> TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu, ‘Temel hak ve özgürlükler’ bölümünde yer alacak iki maddenin yazımında mutabakata vardı. ‘Temel hak ve hürriyetler’ başlığı altında, temel ilkeler alt başlığı içinde ‘İnsan onur ve haysiyeti’ ile ‘temel hak ve hürriyetlerin (özgürlüklerin) niteliği ve ve bütünlüğü’ maddelerinde taslak yazımında anlaşma sağlandı. ‘İnsan onur ve haysiyeti’ başlıklı maddede, ‘İnsan onur ve haysiyeti dokunulmazdır. İnsan onur ve haysiyeti insan haklarının ve anayasal düzenin temelidir. Devlet, insan onur ve haysiyeti ile insanın maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına saygı duyar, bu değerleri korur ve bunların önündeki tüm engelleri kaldırır’ ifadesi yer aldı.<br />
<br />
‘Temel hak ve hürriyetlerin niteliği ve bütünlüğü’ maddesinde ise ‘Herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere/özgürlüklere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler/özgürlükler bir  bütündür, ve birbirini tamamlar’ şeklinde yazıldı.<br />
<br />
3. madde için çalışmalar sürecek<br />
<br />
‘Eşitlik’ olarak adlandırılan 3. maddede ise ayrımcılık, sosyal dışlanmaya karşı güvence, devletin pozitif yükümlüleri, kadın erkek eşitliği konusunda genel bir anlayış oluşmasına karşın MHP ile AK Parti’nin neslin korunması ve genel ahlak gerekçesiyle cinsel yönelim konusuna çekince getirmeleri üzerine anlaşma sağlanamadı. Eşitlik ve diğer alt başlıklar konusunda yazım komisyonu Çarşamba gününe kadar çalışmasını sürdürme kararı aldı. Anlaşma sağlanan ilk iki madde ise komisyon üyelerin imzalarıyla da teyit edildi.<br />
<br />
ANAYASANIN İLK CÜMLELERİ<br />
<br />
Temel Haklar ve Hürriyetler (Özgürlükler)<br />
<br />
a)Temel İlkeler<br />
<br />
8 Madde1. İnsan onur ve haysiyeti<br />
<br />
(1) İnsan onur ve haysiyeti dokunulmazdır. İnsan onur ve haysiyeti insan haklarının ve anayasal düzenin temelidir.<br />
<br />
(2) Devlet insan onur ve haysiyetiyle insanın maddi ve manevi varlığını      geliştirme hakkına saygı duyar, bu değerleri korur ve bunların önündeki tüm engelleri kaldırır.<br />
<br />
Madde2. Temel hak ve hürriyetlerin (özgürlüklerin) niteliği ve bütünlüğü<br />
<br />
(1) Herkes, kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere özgürlüklere sahiptir.<br />
<br />
(2)Temel hak ve hürriyetler, özgürlükler bir bütündür ve birbirini tamamlar.</b></font><br />
<br />
Kaynak: NEVİN&#8200;BİLGİN  /  ANKARA Star gazetesi</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/49-mansetler.html">Manşetler</category>
			<dc:creator>Sabri</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/49-mansetler/7383-anayasanin-ilk-maddeleri.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu yazıya Nazlı Ilıcak'tan çok babam kızacak]]></title>
			<link>http://www.ortayol.net/100-salih-tuna/7384-bu-yaziya-nazli-ilicaktan-cok-babam-kizacak.html</link>
			<pubDate>Sat, 19 May 2012 06:02:05 GMT</pubDate>
			<description>Fenerbahçeli olmak büyük şans; Bedri Baykam bile olsan seni alkışlamaya hazır 	kafadan 25 - 30 milyon insan var. 
 
Fenerbahçeli olmaktan daha büyük...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Fenerbahçeli olmak büyük şans; Bedri Baykam bile olsan seni alkışlamaya hazır 	kafadan 25 - 30 milyon insan var.<br />
<br />
Fenerbahçeli olmaktan daha büyük bir şans var: Nazlı Ilıcak olmak!  <br />
<br />
Niye mi?<br />
<br />
Niye olacak, bir hafta &quot;Re re re, ra ra ra, gassaray gassaray cim bom bom&quot; diye stüdyoyu inletiyorsun, bir hafta sonra Fenerbahçe formasıyla arzı endam ediyorsun.<br />
<br />
Nerden baksan 40 &#8211; 50 milyon taraftar arkanda; yürü be kim tutar seni.<br />
<br />
Halbuki...<br />
<br />
Hıncal Uluç'un &quot;Çatladıkapıspor&quot;u taraftarı olduktan sonra değil Nazlı Ilıcak, Aristo olsan kimse seni dinlemez.<br />
<br />
Futboldan anlayanların futbolumuzu getirdiği yer ortada. <br />
<br />
Biraz da anlamayanlar konuşsun, belki daha az &quot;tarafgir&quot; olurlar diyeceğim ama onlar da, &quot;dakka birde&quot; işi kaptılar. <br />
<br />
Anında tribünlere konuşmaya başladılar yani. <br />
<br />
Ahmet Altan da böylesi ortamda şövalye arıyor. <br />
<br />
Bulursa bize de söylesin; &quot;liberaline&quot; de razıyız, &quot;ulusalcısına&quot; da; yeter ki haklıya haklı, haksıza haksız demeyi becersin.  <br />
<br />
Mehmet Akif o meşhur şiirinde, &quot;Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırım. / Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım...&quot; demiş ya,  valla geçtim hakkın kaldırılmasından, çiğnenmesin yeter.<br />
<br />
28 Şubat'ın en ufunetli günlerinde, çiğnenmeyi göze alarak hakkın ve haklının yanında duran yiğit kalemlerden biri de Nazlı Ilıcak'tı.<br />
<br />
Nedendir bilinmez, son günlerde bir hayli tuhaflaştı.<br />
<br />
Günahı vebali boynuna, belki de &quot;kırmızı mürekkep&quot; bulamıyordur.<br />
<br />
Bilirsiniz, şöyle bir kırmızı mürekkep &quot;fıkrası&quot; vardır:<br />
<br />
Soğuk savaş döneminde Doğu Almanyalı bir muhalif Sibirya'ya sürgün edilmeden evvel arkadaşlarıyla şifreli haberleşmeye karar verirler: Mavi mürekkepli kalemle mektup yazarsa yazdığı her şey doğru, kırmızı mürekkepli kalemle yazarsa yalan bellenecektir.  <br />
<br />
Gel zaman git zaman, Sibirya'daki sürgün muhaliften arkadaşlarına mavi mürekkepli bir mektup ulaşır. Yaşadığı koşulları yere göğe sığdıramıyordur. &quot;Opera, bale, tiyatro dahil burada her şey mevcut&quot; der, &quot;ne ararsak rahatlıkla bulabiliyoruz, sadece kırmızı mürekkep bulunamıyor.&quot;<br />
<br />
İmdi, Canan Barlas'a sözü vermenin tam vaktidir: &quot;Nazlı Ilıcak düşmüş durumda insanlara çok acırmış. Bu neden ile şimdi medya patronlarına, askerlere acıyormuş. Ama kocasını ve oğlunu batırmış olup, kendisini kovmuş olsalar da, onlara çok acırmış.(...) Ben bu müthiş patronlar yüzünden hem sağlığımı, hem mesleğimi kaybettim. (...) Sonuçta meğer Nazlı Ilıcak ile beraber o yollarda yürümemişiz. Onun çok farklı dünyaları varmış bizim anlayamadığımız. Oysa onu yol arkadaşımız sanıyordum...&quot; (16. 05.2012, Haber X)<br />
<br />
Biraz önce, &quot;Fenerbahçeli olmaktan daha büyük bir şans var: Nazlı Ilıcak olmak!&quot; dediğimde, eminim birçoğunuz &quot;Nazlı Ilıcak olunmaz, Nazlı Ilıcak doğulur&quot; demişsinizdir.<br />
<br />
Canan Barlas'ın mezkur yazısı, Nazlı Ilıcak'ın olunabilecek bir şey olduğunu gösteriyor. (E tabii kırmızı mürekkep bulma sorunu yoksa.)<br />
<br />
Mesela dün sana, eşine, oğluna gadredenlerin bugün yanında durursan, &quot;Nazlı Ilıcaklık yapıyorsun&quot; demektir.<br />
<br />
Demirel'in en meşhur sözü şudur: &quot;Dün dündür, bugün de bugün.&quot; <br />
<br />
Nazlı Ilıcak, 28 Şubat'ın mihmandarı mesabesindeki Demirel'i &quot;28 Şubat'ın demokratı&quot; ilan ettiğine göre, mahut sözün açtığı yoldan ilerliyor galiba.<br />
<br />
Ne diyeyim, hayırlı yolculuklar diliyorum.<br />
<br />
Biliyorum, bu yazıyı okursa babam yine çok kızacak. <br />
<br />
Rahmetli Kemal Ilıcak'ın Tercüman'ından beri yazılarını müthiş bir beğeniyle okuduğu &quot;hanımefendiye&quot; oğlunun zerre miskali laf dokundurmasını istemediğini daha evvel yazmıştım.<br />
<br />
Aslında ben de &quot;hanımefendiyi&quot; seviyorum ama o beni hiç sevmiyor.<br />
<br />
Buna da çok üzülüyorum Şinasi, bildiğin gibi değil.<br />
<br />
NOT: KCK iddianamesini okumadım. Şayet &quot;Ahmet Hakan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan'ı telefonla arıyor ve önerilerde bulunuyordu...&quot; ifadesine yer verilmişse, çok ayıp, çok utanç verici bir andıçtan söz edebiliriz. Hakikatin hatırı adına bunu dercetmek zorundayım.<br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/100-salih-tuna.html">Salih Tuna</category>
			<dc:creator>Salih Tuna</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/100-salih-tuna/7384-bu-yaziya-nazli-ilicaktan-cok-babam-kizacak.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kitap okuma zamanı</title>
			<link>http://www.ortayol.net/101-rasim-ozan-kutahyali/7382-kitap-okuma-zamani.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 12:47:17 GMT</pubDate>
			<description>Yaz geliyor... Artık serin ağaç altlarında kitap okuma zamanıdır... Ötüken Yayınevi sağ kanat yayınevlerinin en eskilerinden biridir, daha çok MHP...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><br />    <br />Yaz geliyor... Artık serin ağaç altlarında kitap okuma zamanıdır... Ötüken Yayınevi sağ kanat yayınevlerinin en eskilerinden biridir, daha çok MHP tandansında kitaplar çıkarırdı eskiden. Şimdiyse yelpaze genişlemiş ve daha çok kültür tarihine yönelmişler. Ötüken'in yeni editörü Cem Sökmen'in bunda çok büyük rolü var. Sökmen aynı zamanda kıymetli bir yazar... Eski İstanbul Kahvehaneleri kitabını bir solukta okudum, Türk kahvesi yudumlayıp eşsiz güzellikte Boğaziçi manzarasını duyumsayıp Türk aydınlarının iletişim ortamı eski kahvehaneleri okumanın tadı başka.<br />
Aynı şekilde Tamer Kütükçü'nün &quot;Radyoculuk Geleneğimiz ve Türk Musikisi&quot; kitabı da başarılı. Ömer Özden'in &quot;Bir İnanç ve Kültür Terkipçisi Yahya Kemal&quot; adlı eseri de doyurucu...<br />
Sağ kanat entelektüellerde Nevzat Kösoğlu'nun hem hatırat kitabı hem de Peyami Safa ve Enver Paşa biyografileri Ötüken'den çıkmış. Fikrine katılın katılmayın Kösoğlu bir bakış açısını temsil ediyor ve okunmalı.<br />
Ötüken bir yandan da mütevvefa yazarların eski kitaplarına yer veriyor Ziya Nur Aksun'un Abdülhamid biyografisi Hikmet Feridun Es'in &quot;Tanımadığımız Meşhurlar&quot; adlı eseri harika... <br />
İyi okumalar...<br />
<br />
* * *<br />
<b>BURCU ODABAŞI'DAN HAFTA SONU TAVSİYELERİ</b><b><br />
</b>İstanbullular olarak havalar güzelleşmeye başlayınca programlarımızı genelde sahil tarafına yöneltiyoruz. İşte o zaman maalesef trafik çilesine maruz kalıyoruz. Bu dertten kurtulmak için size önerim arabanızı Baltalimanı'nda park edip Yeniköy istikametine doğru bir yürüyüş yapıp güzel havanın doyasıya tadını çıkarmaktır. Hazır Yeniköy'e kadar gelmişken de burada bulunan Takanik Park'a uğrayıp güzel bir balık keyfi yapmadan olmaz.<br />
İçkisiz balıkçılar arasında en başarılı olduğuna inandığım Takanik'in özellikle Takanik Park şubesi benim için gerek güleryüzlü servisleri gerek lezzetleri açısından bir adım öndedir. İki katlı bahçeli şirin bir villa olan mekana adımınızı attığınız andan itibaren sıcak bir karşılamayla karşılaşmanız kaçınılmazdır. Masanıza geçtiğinizde ikram olarak: turşu, közlenmiş kırmızı biber ve oldukça lezzetli patlıcan salatası geliyor.<br />
Size getirecekleri ekmek sepetinin dışında, sıcak sıcak ikram edecekleri mısır ekmeklerinin ise tadına doyamayacaksınız.<br />
Mevsim ne olursa olsun çorbadan vazgeçmem diyorsanız balık çorbasını mutlaka deneyin.<br />
Oldukça zengin ve doyurucu mevsim salatalarını da mutlaka sipariş edin. Ara sıcaklardan; çıtır çıtır balık böreğini, balık kokoreci, sarımsağını biraz fazla kaçırdıklarına inandığım ama lezzeti güzel balık köftesini ve özellikle de balık beğendiyi tadmalısınız. Patlıcan beğendinin üstünde, özel soslu levrek veya dil balığını güveçte servis ettikleri damak çatlatan bu tad tartışmasız mekanın en öne çıkan lezzeti ve sadece bu şubede yapılıyor. Hala bir meze daha yiyebilirim derseniz terayağında karidesi tercih edin, kalamar tavayı haddinden fazla yumuşatıp lezzetini kaçırdıklarını düşündüğüm için pek önermiyorum. <br />
Bu kadar meze yedikten sonra balığa pek yer kalmıyor ama, zaman zaman sadece lezzetli balık ve doyurucu bir salata yemek için de burayı tercih ederseniz pişman olmazsınız.<br />
Son olarak ağzımız da tatlansın derseniz geniş bir tatlı yelpazeleri var. Özellikle ayva, kabak ve de incir tatlılarını tadmalısınız.<br />
Bu kadar yedikten sonra ödeyeceğiniz hesap sizi hiç korkutmasın gayet uygun bir hesap ödeyeceğinizin garantisini veririm. <br />
Yediklerinizi eritmek açısından da dönüş yolunda yapacağınız yürüyüş elbet kaçınılmaz olacaktır.<br />
<br />
<br />
<br /> <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/101-rasim-ozan-kutahyali.html">Rasim Ozan Kütahyalı</category>
			<dc:creator>Rasim Ozan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/101-rasim-ozan-kutahyali/7382-kitap-okuma-zamani.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Cemaat, Fenerbahçe, siyaset, şiddet, futbol</title>
			<link>http://www.ortayol.net/114-ali-bayramoglu/7381-cemaat-fenerbahce-siyaset-siddet-futbol.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 10:36:18 GMT</pubDate>
			<description>Yaşadığımız değişim hızlı ve  köklü... 
 
Devlet alanının sivilleşmesi, temel hak ve özgürlükler alanının genişlemesi, toplumun laiklikten...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Yaşadığımız değişim hızlı ve  köklü...<br />
<br />
Devlet alanının sivilleşmesi, temel hak ve özgürlükler alanının genişlemesi, toplumun laiklikten dindarlığa, tarihten kimliğe pek çok konuda kendisiyle konuşmaya başlaması bu konuda da açık örnekler.<br />
<br />
Ne var ki, iş, &quot;siyaset&quot;e  gelince, normalleşme bize hala uzak. <br />
<br />
&quot;Siyasi alan&quot;, gerek siyasi partiler, aktörler ve medya gibi aracılar, gerek topluluklar ve tek tek insanlar düzeyinde &quot;fiili ve sembolik şiddete bulanmış bir çatışma alanı&quot; olarak karşımızda duruyor.<br />
<br />
Şüphe yok, demokratik değerler düzeninde &quot;siyasi alan&quot; bundan farklı olmalıdır. <br />
<br />
Böyle düzenlerde, siyaset alanının farklı kesim ve grupların buluştukları, konuştukları, ortak kural ve değerler ürettikleri, paylaşım esaslarını tanımladıkları, belli bir gerilim dozuyla rekabet de ettikleri bir yer olması beklenir. <br />
<br />
Peki biz?<br />
<br />
Siyaset algımız, &quot;toplum-ilke-etkileşim&quot; gibi unsurlar üzerine değil, &quot;topluluk-fayda-çatışma&quot; gibi ögeler üzerine kuruludur ve bu çerçevede siyaseti, her şeyden önce &quot;çıkar elde etme&quot; faaliyeti olarak algılarız <br />
<br />
Bizim diyarımızda, kişiler, önce formel ya da enformel bir grubun, bir çevrenin parçası olurlar. Ve kişi için varoluşsal ilk hedef önce o grup içinde yer tutmak ve oradaki yaşam alanını genişletmektir.  <br />
<br />
İkinci hedef, birinciyle bağlantılı olarak, ait olduğu grubun ya da değer sisteminin yaşam ve fayda alanını diğerlerinin aleyhine  genişletmesidir ki, bu aynı zamanda siyasetin asli tanımıdır, siyasete verilen asli anlamdır. <br />
<br />
Ortak bir alan olarak siyaset ise bunları açık ara geriden takip eder...<br />
<br />
Anlamı nedir bunun?<br />
<br />
Şudur: Bu durumda, siyasi kültürde ilke yerini faydaya, kural yerini çıkara, etkileşim yerini çatışmaya bırakır. İlke ve kuralı, duruma ve çıkara göre yeniden ve biteviye tanımlayan bir zihniyet peydah olur. Hak, hukuk, demokrasi pek çok açıdan bu süzgece tabi kılınır, sıkça farklı ayrıcalık sistemleri ve onların yaptırım araçlarını temsil eder. <br />
<br />
Son dönemde yaşadığımız tüm tartışmalar, polis, MİT, cemaat, eğitim, anayasa meselesi, yargı kurumu tartışmaları, aslında bu şemanın yakınından geçer... <br />
<br />
Peki neden?<br />
<br />
Muhtemelen hala (dini, laik, kültürel, etnik, ekonomik, <acronym title="vBulletin">vb</acronym>) türlü toplulukların içinde yer aldıkları toplumdan daha önde, daha önemli, daha belirleyici oldukları bir düzene sahip olduğumuz için...<br />
<br />
Bu &quot;topluluklar yığını&quot; hali gerçekten de yaşadığımız pek çok sorunla ilgilidir. Pek çok meselemizin temelinde bu yüzden &quot;çatışmacı, parçalı, kültürel temelde ayrışmış, ortak değerleri kavga nesnesi kılan zihniyet dokusu&quot; yatar.<br />
<br />
Son örneği futbol konusunda yaşadık, yaşıyoruz. <br />
<br />
Mesele futbol değil aslında...  Zira iş futbol sahasını, kulüpleri, federasyonları aştı, sokağa taştı, dahası tek tek kentleri, insanları, zihinleri kuşattı...<br />
<br />
Tarafgirlik, her düzeyde, öyle bir noktaya geldi ki, kendisine, kendi grubuna haksızlık yapıldığını düşünmeyen neredeyse yok. <br />
<br />
Öyle bir noktaya gelindi ki, seyirci, yönetici, Fenerli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Trabzonlu, herkes,  verilecek her kararın sadece kendisinin lehine ötekinin aleyhine olduğu zaman &quot;doğru ve adil&quot; olacağı kanısına takıldı kaldı.<br />
<br />
Öyle bir noktaya geldik ki, kendisine haksızlık yapıldığını düşünenler, mağduriyet ve memnuniyetsizlik duygusundan hareketle, içinde bulundukları durumun faturasını bir dış faktöre, bir &quot;öteki&quot;ye, bir cemaate, bir siyasetçiye ya da kuruma fatura eder haldeler.<br />
<br />
 Bunun nedenleri arasında kötü yönetim var. <br />
<br />
Kötü siyaset var. <br />
<br />
MİT krizi, cemaat-polis ilişkisi gibi siyasi alanın diğer tartışma ve çatışmalarının zihinlere yansıması, bunun getirdiği koşullanma var... <br />
<br />
Ama aynı zamanda ve hepsinden çok tüm bir futbol camiasını tüm aktörleriyle kuşatan ağır bir faydacılık var...<br />
<br />
Nitekim son günlerin revaçta cemaat-Fenerbahçe gerginliği tartışması, tüm bunların ortak zihinsel-siyasi bir &quot;yansıması&quot; olarak karşımıza çıkıyor. Kaygılar, tespitler bir alandan başka alana transfer ediliyor.<br />
<br />
Yaşananları bir futbol hadisesinden ibaret sanmayalım.<br />
<br />
Yaşananlar derin bir siyasi kültürün yüzeye yansımasından, futbol gibi kültürel ve ekonomik farklılıkları eşitleyebilen bir popüler araçla ve alanda ortaya çıkmasından ibarettir...<br />
<br />
Aynı zamanda cemaat, siyaset, emniyet gibi kimi aktörlerin duruşlarıyla ürettikleri bir algı biçimi olarak karşımızdadır... <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/114-ali-bayramoglu.html">Ali Bayramoğlu</category>
			<dc:creator>Ali Bayramoğlu</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/114-ali-bayramoglu/7381-cemaat-fenerbahce-siyaset-siddet-futbol.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İslamî görüş</title>
			<link>http://www.ortayol.net/113-hayrettin-karaman/7380-islami-gorus.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 06:24:37 GMT</pubDate>
			<description>Baştan beri kabul edilip uygulanagelen anlama ve yorumlama usulüne göre âyetlere ve hadislere bakılır. Kaynağına aidiyeti (sübutu) ve anlamı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Baştan beri kabul edilip uygulanagelen anlama ve yorumlama usulüne göre âyetlere ve hadislere bakılır. Kaynağına aidiyeti (sübutu) ve anlamı (delaleti) kesin olanlar üzerinde yorum ictihadı yapılamaz; yalnızca yerini bulup uygulama ictihadı yapılabilir. Manası ihtimalli olan ayet ve hadisler ile hakkında vahye dayalı açıklama bulunmayan konularda anlama, kıyas <acronym title="vBulletin">vb</acronym>. ictihadlar yapılır ve işte bu noktada farklı görüşlerden söz edilebilir.<br />
<br />
Usulüne uygun olarak ileri sürülmüş farklı görüşler taassup konusu olmamalıdır. Eskilerin dediği gibi &quot;Benim görüşüm doğrudur, ama yanlış olma ihtimali de vardır; farklı görüş yanlıştır, ama doğru olma ihtimali de vardır&quot; demek gerekir.<br />
<br />
Tanınmış ve saygın alim Abdulkerim Zeydân'ın, &quot;Toprağı ve halkı ile bütünleşmiş bir müslüman devletini federasyonlara bölmenin caiz olmadığı&quot; hakkındaki görüşünü ve delilini nakletmiştim. &quot;Bu caiz olmadığına göre teşebbüs de &#8211;gerekirse ceza ile- önlenmelidir&quot; diyordu.<br />
<br />
Bu onun görüşü, doğru da, yanlış da olabilir. Ben bu görüşe katılıp katılmadığımı söylemedim; yalnızca şunu söyledim: <br />
<br />
&quot;Bizde bazı 'insan hak ve hürriyetleri' havarileri de 'federalizm dahil her şey konuşulabilir' gibi laflar ediyorlar da, o hikayeyi ve  bu fetvayı bir katkı olur diye naklettim&quot;. <br />
<br />
&quot;Bir katkı olur diye naklettim&quot;.<br />
<br />
Benim görüşümü de şimdi yazayım:<br />
<br />
Sayısız âyet ve hadis ümmetin birliğinin korunmasını emrediyor, bölünmeyi yasaklıyor. Bu talimatın ilk uygulaması olarak Hz. Ebu Bekir'in halife seçildiği toplantıdaki müzakere önemlidir. Ensar gurubundan Sa'd b. Ubâde &quot;Bizden bir başkan, sizden de bir başkan olsun&quot; demiştir. Hz. Ebu Bekir ve Ömer bunu derhal redderek &quot;Hayır, iki başkan olmaz; bizden başkan, sizden yardımcı (vezir) olacak&quot; dediler.<br />
<br />
Ümmetin bir parçası bütünden ayrılıp yarı/gevşek bağlı veya bağımsız bir devlet kurunca bölünme gerçekleşir; bölünme gerçekleşince menfaatler ve ihtiraslar çatışır, bölünme çatışmaya müncer olur... Tarih boyunca da böyle oldu.<br />
<br />
İşte bu sebeple &quot;ümmet bir devlette birleşmiş iken&quot; bunun bir şekilde bölünmesi caiz olmaz. Ama tarihi olaylar ve şartlar sonucu bölünme olmuş ise bu defa &quot;tam bağımsızlıktan birleşmeye doğru giden yoldaki adımların tamamı meşru olur.&quot;<br />
<br />
Görüşüme ititraz edenlerden biri, Hucurat suresinin 13. yetine dayanarak &quot;İslam'ın istediği, kavimlerin ve kabilelerin ayrı ayrı devletler kurmasıdır&quot; demiş.<br />
<br />
Ayet mealine bakalım:<br />
<br />
&quot;Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O'na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır&quot;.<br />
<br />
Bu âyet &quot;değerli ve üstün&quot; olmayı belli bir etnik guruba mensup olmaya bağlayanların, Arap, Türk, Kürt olmakla  övünenlerin  yanlış yolda olduklarını bildirmek için vahyedilmiştir. Değerli olmayı &quot;dindarlık ve ahlaka&quot; bağlamış, hangi ırktan, bölgeden, tabakadan olursa olsun &quot;daha dindar ve daha güzel ahlak sahibi olan&quot;ın diğerlerinden daha değerli olduğunu ortaya koymuştur. Bu âyetin, ümmeti bölerek ayrı devletler kurmakla uzaktan yakından alakası yoktur.<br />
<br />
Maksadımı doğru anlamak ve değerlendirmek isteyenler, son zamanlarda bu kouya dair  yazdığım dört yazıyı birlikte okumalıdırlar. <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/113-hayrettin-karaman.html">Hayrettin Karaman</category>
			<dc:creator>Hayrettin Karaman</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/113-hayrettin-karaman/7380-islami-gorus.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Pastalı 19 Mayıs</title>
			<link>http://www.ortayol.net/115-hilal-kaplan/7379-pastali-19-mayis.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 01:31:59 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Gençlik ve Spor Bakanlığı,19 Mayıs kutlamalarına yeni bir konsept getirmiş. Bu 19 Mayıs, tam bir hafta boyunca, yedi gün yedi gece, Atatürk'ü anma...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Gençlik ve Spor Bakanlığı,19 Mayıs kutlamalarına yeni bir konsept getirmiş. Bu 19 Mayıs, tam bir hafta boyunca, yedi gün yedi gece, Atatürk'ü anma kısmı ayrı, gençlik kısmı ayrı, spor kısmı ayrı kutlanacakmış. Üstelik resmî makamların dediğine göre &quot;şenlik gibi, festival gibi&quot; geçecekmiş.<br />
<br />
Bu gelişme medyaya da sanki yıllardır yolu gözlenilen bir değişiklik nihayet gerçekleşiyormuş gibi aktarıldı. Gelin 'müjdeli haber'i hep beraber okuyalım:<br />
<br />
 19 Mayıs kutlamalarına ilişkin çerçeve program belli oldu. Kutlamalar, 'Atatürk'ü Anma', 'Gençlik' ve 'Spor' olarak üç bölüm halinde kutlanacak. 19 Mayıs Türkiye genelinde Gençlik Haftası olarak kutlanacak ve 15 Mayıs'ta başlayacak kutlamalar 19 Mayıs günü sonuna kadar sürecek. Kutlamalar bir gün değil bir hafta boyunca sürecek ve şenlik havasında olacak. Bugüne kadar 19 Mayıs günü devlet töreniyle sınırlı kalan kutlamalarda, sadece lise öğrencileri değil, üniversite gençliği de 19 Mayıs kutlamalarının ana ögesini oluşturacak.<br />
<br />
Üniversite rektörleri seminer, panel ve sempozyumlarla 19 Mayıs tarihinin önemini ortaya koyarken, üniversitelerin kampüslerinde konserler, Latin dans gösterileri, spor müsabakaları, tiyatro, piyes <acronym title="vBulletin">vb</acronym>. etkinlikleri öğrenci kulüpleri ile bakanlık koordineli bir şekilde gerçekleştirecek.<br />
<br />
İlk olarak Atatürk'ü Anma boyutuyla, kutlamalar kapsamında her yıl Atatürk'ün 'Benim Doğum Günüm 19 Mayıs'tır' sözüne binaen, Samsun'da doğum günü pastası kesileceği ve burada kutlamalar olacağı belirtildi.<br />
<br />
Kesilen pasta halka dağıtılacak<br />
<br />
Atatürk'ün Bandırma Vapuru ile Samsun'a çıktığı 19 Mayıs günü Samsun'da halkın katılımı ile doğum günü pastası kesilerek halka dağıtılacak. 19 Mayıs günü, Ankara Arena'daki kutlamaların son gecesine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katılacak. Arena'daki gösterilerde Halk Oyunları Federasyonu'nun kurduğu 450 kişilik dev halk oyunları topluluğu nefes kesen bir gösteri sunacak. Aynı anda Atatürk Kültür Merkezi'nde de 60 Spor Federasyonu'nun en yetenekli sporcularının nefes kesen gösterileri sergilenecek. 81 ilde kent meydanlarında halk konserleri düzenlenecek. (Star, &quot;Pastayla başlayacak dört gün festival gibi sürecek&quot;, 11 Mayıs 2012)<br />
<br />
Geçtiğimiz aylarda Millî Eğitim Bakanlığı, stadyum töreni işkencesine son vermişti. Pek çok yazar gibi bu adımı ayakta alkışlamıştım. Tam oturmaya hazırlanıyordum ki Danıştay, yürütmeyi durdurma kararını açıkladı. Bunun üzerine MEB, gayet akıllıca davranıp kutlamaları Gençlik ve Spor Bakanlığı'na havale etti. Böylelikle yürütmeyi durdurma kararını 'bypass' etmiş oldu. <br />
<br />
Ancak Gençlik ve Spor Bakanlığı, abartıda sınır tanımayarak kutlamaları -12 Eylül darbecilerinin bayramın ismine eklediği &quot;Atatürk'ü anma&quot; kısmını öne çıkararak- bir haftaya yaydı. Daha önce lise gençliğini hedef alan bu militarist ve resmî tarih güzellemesi ürünü bayrama üniversite gençliğini de kattı. &quot;Gençler takla-parende atamıyor, piramit yapamıyorlarsa tango yapsınlar&quot; şeklindeki formül yetmedi; rektörler aracılığıyla 19 Mayıs'tan evvelki her şeyi bir toz ve gaz bulutu olarak betimleyen resmî tarih masallarının çoğaltılması sağlandı.<br />
<br />
Böylelikle Mustafa Kemâl'in Millî Mücadele'ye katılması için ikna edilmesi gerektiği, İngilizlerin kontrolündeki boğazlardan Sultan Vahdeddin'in teşvikiyle geçtiği, kendisi &quot;Samsun'dan bir güneş gibi doğmadan&quot; çok önce milli mücadele örgütlülüğünün Anadolu'da başlamış olduğu, Hintli Müslümanların halife kovulsun diye değil, korunsun diye altınlarını gönderdiği, &quot;19 Nisan 1919 günü Trabzon'a çıkan&quot; Kazım Karabekir'in hayatî desteği gibi tarihi hakikatlerin hiçbirinin dile getirilmeyeceği, sıfır noktasının 19 Mayıs olduğu bir resmî tarih algısı üniversitelerimizde de devlet eliyle çoğaltılmış olacak.<br />
<br />
Kemalizmin, hiçbir zaman toplumsal kitleleri ikna kabiliyeti olmadı. Ama cebren ve hileyle ele geçirilmiş siyasî gücün verdiği zorbalıkla kendine hakimiyet alanı açabildi. Bugünse demokrasilerde olması beklendiği gibi &quot;ikna ve rıza&quot;ya dayalı bir siyasal sistem kuruluyor. Burada kendini halkın rızası aleyhine var edegelmiş Kemalizme yer yok. Kemalizm, bir süredir ancak romantik bir ideoloji olarak hayatını sürdürmeye mahkûm. Bu yüzden Kemalistler arasındaki en büyük tartışma başlığı &quot;1923 ruhunu mu, 1968 ruhunu mu diriltsek?&quot;ten öte gidemiyor. Kemalizme tekrar alan açabilmenin tek imkânı, onu halkın özdeşleşebileceği öğelerle süsleyip yeniden dolaşıma sokmaktır. (Can Dündar'ın &quot;Mustafa&quot; filmi, bu restorasyon çabasının en sarih örneklerinden birisiydi ama Kemalistler bunu bile doğru okuyamadı.)<br />
<br />
Ak Parti'nin 19 Mayıs mitini bu şekilde allayıp pullayarak, gençlere piramit değil tango yaptırarak, resmî tarih masallarını üniversiteler eliyle çoğaltarak, Ata'ya şikâyet için değil, doğum günü pastasını üfletmek için başvurarak yaptığı da budur. Şüphesiz 'maslahat' umut edilen ama nihayetinde lider kültünü dirilten, Kemalizm'i restore etmeye yönelik bir çabadır. Benden söylemesi... <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/115-hilal-kaplan.html">Hilal Kaplan</category>
			<dc:creator>Hilal Kaplan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/115-hilal-kaplan/7379-pastali-19-mayis.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>MİT, 1 Mayıs ve 12 Eylül</title>
			<link>http://www.ortayol.net/101-rasim-ozan-kutahyali/7378-mit-1-mayis-ve-12-eylul.html</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 19:56:27 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Geçen hafta MİT'in 1 Mayıs 1977 katliamını anı anına kaydettiğini ve raporladığını yazmıştım... İşte o MİT raporunda DİSK tarafından, İstanbul'daki...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><br />    <br />Geçen hafta MİT'in 1 Mayıs 1977 katliamını anı anına kaydettiğini ve raporladığını yazmıştım... İşte o MİT raporunda DİSK tarafından, İstanbul'daki törenler için 20 bin kişinin görevlendirildiği, toplantı ve yürüyüşe katılmak üzere sabah saat 10.00'dan itibaren çeşitli semtlerde toplanmaların olduğu, il dışından 200 otobüs ve 50 minibüsle gelenlerin bulunduğu, saat 14.15'ten sonra çevre semtlerden Taksim'e doğru yürüyüşün başladığı belirtiliyor...<br />
Site Öğrenci Yurdu'nda toplanan Maocu bir grubun ise yurttan hareket ederek Aksaray yoluyla Saraçhane başına doğru yürüyüşe geçtiği, sayısı daha sonra 5-6 bine ulaşan grubun yürüyüşünü sürdürdüğü ve saat 13.40'da Saraçhane başına geldiğine değinilen raporda, &quot;Bu arada DİSK kortejinden söz konusu gruba iltihaklar olduğu görülmüştür. DİSK kortejini zorlayarak buradan geçip Taksim'e gitmek istemişler, bu durum dolayısıyla çok gergin bir hava meydana gelmiş ise de neticede DİSK korteji organizatörlerin disiplinli ve kuvvetli olmaları dolayısıyla bir olay çıkması önlenmiş, Maocular korteji yaramamışlardır'' denildi.<br />
Maocu grubun, DİSK kortejinin gitmesinin ardından Taksim'e doğru saat 15.45'te yürümeye başladığı dile getirilen raporda, DİSK yöneticileri tarafından alınan sıkı ve disiplinli emniyet tedbirleri nedeniyle olağanüstü haller dışındaki bir olayın çıkmasının muhtemel görülmediği belirtildi.<br />
Raporda, &quot;Ancak yürüyüşün bitmesinden sonra katılanların gruplar halinde dağılması sırasında Maocular'ın kendilerini kuvvetli hissederek bazı olaylar çıkarmaları ihtimal dahilindedir&quot; ifadesi kullanıldı.<br />
Taksim Meydanı'nda toplanan DİSK taraftarları ile Maocular arasında artan gerginlik üzerine bölgeye jandarma kuvveti kaydırıldığı belirtilen raporda, şunlar kaydedildi: &quot;Buna rağmen saat 19.05'te her iki grup arasında silahlı çatışma başlamıştır. Sayıları 7 bin civarında olan Maocular ile DİSK taraftarları arasındaki çatışmanın çok büyük ve şiddetli olduğu, arbede esnasında patlamaların duyulduğu, panzerlerin topluluk üzerine devamlı su sıktıkları Tarlabaşı'nın ara sokaklarında polis ile saldırgan grup arasında çatışmaların devam ettiği, neticede güvenlik kuvvetlerinin duruma hakim oldukları, çatışmanın sadece İntercontinental Oteli'nin önünden jandarmaya doğru yapıldığı, Taksim Meydanı'ndaki topluluğun büyük ölçüde dağıtıldığı, çok sayıda yaralının bulunduğu, bu arada 4 sivil ile 3 polisin Gümüşsuyu Hastanesi'ne kaldırıldıkları, İlk Yardım Hastanesi'ne hasta götüren arabaya ateş açıldığı, bir polis arabasının devrildiği öğrenilmiştir.'' Taksim'de çıkan çatışmada 30'un üzerinde ölü ve çok sayıda yaralının bulunduğu, bunların İlk Yardım Hastanesi, Şişli Çocuk Hastanesi, Esnaf Hastanesi ve Beyoğlu Belediye Hastanesi'ne kaldırıldıkları ifade edilen raporda, Kabataş'ta polis ile ufak çapta çatışmanın olduğu, Taksim Meydanı'ndaki topluluğun dağıldığı, arbede durmuşsa da ara sokaklara kaçan küçük grupların yeniden olay çıkarmasından endişe duyulduğu, silahlıların tek tek yakalandıkları aktarıldı.<br />
MİT Müsteşarlığı'nın 1 Mayıs 1977 tarihinde meydana gelen olaylarla ilgili hazırladığı 5 Mayıs 1977 tarihli istihbarat raporu da Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi... 12 Eylül davasında çok ilginç gelişmeler olabilir, hazırlıklı  olun..<br />
<br />
<br />
<br /> <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/101-rasim-ozan-kutahyali.html">Rasim Ozan Kütahyalı</category>
			<dc:creator>Rasim Ozan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/101-rasim-ozan-kutahyali/7378-mit-1-mayis-ve-12-eylul.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Silah ateş alıyor...</title>
			<link>http://www.ortayol.net/114-ali-bayramoglu/7377-silah-ates-aliyor.html</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 19:55:32 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Sivilleşme Türkiye'nin, yaşanan demokratikleşme sürecinin en önemli meselelerinden. Mesele hem alan hem değer olarak askeri olanın geri çekilmesi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Sivilleşme Türkiye'nin, yaşanan demokratikleşme sürecinin en önemli meselelerinden. Mesele hem alan hem değer olarak askeri olanın geri çekilmesi değil, onun bıraktığı boşluğu sivil değerlerin doldurması...<br />
<br />
Ülkenin bu konuda yol aldığı kesin, ancak ne alınan yol henüz anlamlı ne de hız henüz gerektiği ölçüde...<br />
<br />
Şüphe yok, bu tespiti siyasal merkezli tartışmalardan hareketle yapıyoruz. <br />
<br />
Bu tartışmaların da genel olarak &quot;ilke&quot; değil &quot;fayda&quot; merkezli yapıldığını biliyoruz. Örneğin askeri olandan arınmayı temsil eden pek çok toplumsal güç bu yolda askeri değerlerden beslenen güvenlikçi yöntemleri kullanıyor. Başkaları askerin siyasi alandaki varlığıyla değil, denetimiyle ilgili görülüyor. <br />
<br />
Bu durumda toplumun derin katmanlarındaki, asker ve askeri değerlere ilişkin değişimi tam olarak kestirmek mümkün görünmüyor.<br />
<br />
Yeni değer sistemleri üzerine yapılan her araştırma, çalışma bu açıdan son derece önemlidir.<br />
<br />
Dün, MetroPOLL Araştırma Merkezi'nin gerçekleştirdiği toplum ve darbe meselesini masaya yatıran bir çalışma da bunlardan birisi...<br />
<br />
Kaldığımız yerden devam edelim, araştırma raporunun satırları arasında gezinelim:<br />
<br />
&quot;Askeri darbeler karşısında siyasetçilerin direnmedikleri, 'şapkasını alıp gittikleri' yönünde yaygın bir şikâyet vardır. Bu, halkın da paylaştığı bir tespittir.<br />
<br />
'Siyasetçiler yeterince dirayetli ve kararlı olsalardı darbe olmazdı görüşüne' katılıp katılmadıkları sorulduğunda Türkiye çapında halkın % 74,3'ü 'evet', % 21,8'i 'hayır' demiştir. <br />
<br />
Öyle anlaşılıyor ki darbeleri onaylamayan büyük halk çoğunluğu darbelerden siyasetçileri de sorumlu tutuyor; darbeyi mümkün kılan şeyin siyasetçilerin 'dik duramaması' olduğu düşünülmektedir. <br />
<br />
Darbelerin ülkeye zararlı olduğu konusunda geniş bir görüş birliği vardır. Darbelerin ülke için yararlı mı zararlı mı olduğu sorulduğunda seçmenlerin çoğunluğu % 82,4'ü 'zararlı', % 11,7'si 'faydalı' demişlerdir. <br />
<br />
Bu oran parti mensubiyeti doğrultusunda dağıtıldığında AKP ve BDP seçmenleri arasında darbeleri faydalı bulanların oranı % 9'u geçmezken bu oran CHP'liler arasında % 14, MHP'liler arasında % 22'dir. Bu durum CHP ve MHP seçmeninde 'militarist' bir damarın varlığına işaret etmektedir.<br />
<br />
12 Eylül Darbesi'nin yargılanmasını doğru ve gerekli bulanların oranı % 65 civarındadır. <br />
<br />
12 Eylül Darbesi'nin eseri olan Anayasa, Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu ve YÖK gibi kurumların hala muhafaza edilmesini yanlış bulanların oranı (% 56,5), bu kurumların kalması gerektiğini düşünenlerin oranından (% 30) daha yüksektir. Nitekim, iktidar ve muhalefet partilerine oy veren seçmenlerin % 53-82 arasındaki çoğunluğu bu yasa veya kurumların muhafazasına karşı çıkmaktadır. Sadece Ak Partili ve CHP'li seçmenlerin 1/3'ten azı bunların korunması gerektiğini düşünmektedir. <br />
<br />
27 Nisan e-muhtırası hakkında da adli bir süreç başlatılmalıdır diyenlerin oranı % 54 iken buna gerek olmadığını düşünenlerin oranı % 28'dir. CHP'li ve MHP'li seçmenlerin % 41'i de muhtıra hakkında soruşturmaya gerek olmadığı görüşündedir. 27 Nisan e-muhtırasını doğru ve haklı bulanların oranı % 12'de kalırken bu muhtırayı yanlış ve haksız bulanların oranı % 58'dir...&quot;<br />
<br />
Peki sonuç?<br />
<br />
Dün söylediğimiz gibi: Silah ateş alıyor...<br />
<br />
 <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/114-ali-bayramoglu.html">Ali Bayramoğlu</category>
			<dc:creator>Ali Bayramoğlu</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/114-ali-bayramoglu/7377-silah-ates-aliyor.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ümmeti birleştirmek farz, bölmek haramdır</title>
			<link>http://www.ortayol.net/113-hayrettin-karaman/7376-ummeti-birlestirmek-farz-bolmek-haramdir.html</link>
			<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:02:08 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Benim kimseyi küçümsemem söz  konusu olamaz; tenkit ve uyarı başkadır, tahkir (küçümseme) başkadır. 'Boyuna bakmadan hak ve hürriyetten dem vuruyor'...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Benim kimseyi küçümsemem söz  konusu olamaz; tenkit ve uyarı başkadır, tahkir (küçümseme) başkadır. 'Boyuna bakmadan hak ve hürriyetten dem vuruyor' deseniz küçümseme olur, 'Önünü arkasını hesap etmeden hak ve hürriyet havariliği yapıyor' deseniz uyarı ve tenkit olur.<br />
<br />
Meselem 'ümmetin birliği'dir. Tarih boyunca ümmet, tek bir yönetim (devlet, vatan, hilafet) içinde birleşmiş olsaydı, düşmanı bırakıp birbiri ile çatışıp savaşmasalardı, dinimize ve değerlerimize göz diken düşmana  birlikte karşı dursalardı bugün dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olurduk. Sultan Abdülhamid'e karşı daha fazla hürriyet isteyenler bunu elde eder etmez devleti parçalamak için kullandılar; onları destekleyen iyi niyetli Osmanlı münevverleri ise sonradan pişman oldular ama iş işten geçti.<br />
<br />
Meselem ümmetin birliğidir. Tarih geri gelse ve muktedir olsam dünyada 'İslam ümmetinin bir tek İslam devleti' olsun diye çalışırdım, bunu bozmak ve parçalamak isteyenlere karşı mücadele ederdim.<br />
<br />
Bugün İslam ümmeti birçok uyduruk ulus devletlere bölünmüştür. Mevcut durumda ümmetin birliğini nasıl sağlayabiliriz?<br />
<br />
1. Halkı Müslüman olan herhangi bir ulus  devletin daha fazla bölünmemesi için çalışırız.<br />
<br />
2. Bölünmüş ümmetin ulus devletlerini adım adım birliğe götürmek için gayret ederiz. Ticari, kültürel, askerî, sınâî.. anlaşmalar yaparız, birlikler kurarız. Müslüman ülkeler ortak pazarı, parası, savunma paktı.. oluşturmak için elimizden geleni yaparız. Derken sıra siyasi birliğe gelir; sınırları kaldırıp tek bir yönetimde birleşmek mümkün olmazsa konfederatif veya federatif sistemlere benzer siyasi birlikler oluştururuz.<br />
<br />
Meselem 'üniter laik devleti' savunmak değildir; meselem ümmetin birliğidir. Kaza kader icabı laik ulusal yönetimlere tabi olmuş ümmet parçaları arasında, 'din kardeşliği' temelinde birliği korumak, dayanışmak, düşmanın oyununa gelerek çatışmamak, daha fazla bölünüp parçalanmamaktır benim meselem. Biz ümmette dindarlığı, din kardeşliği şuurunu, imanını ve hayatını güçlendirmeye çalışalım; bunu yaptığımızda, bu konuda başarılı olduğumuzda 'ümmeti birliğe götüren adımlar' arkadan gelir ve ona kimse mani olamaz.<br />
<br />
Bugün ayrılmak ve bölünmek için savaşanların bir kısmı 'siz şeriatı terk ettiniz, biz ayrılıp onu uygulayacağız' demiyorlar.  Kaldı ki, meşru düzeni tesis etmenin yolu da 'ayrılmak, parçalanmak, kurtlara kolay lokma olmak' değildir, 'ümmetin birliğini' koruyarak dayanışmaktır.<br />
<br />
Herhangi bir laik-ulus devletinde milliyetçilik ideolojisine sarılarak ümmet bölünüyor ve belli bir kavmiyet herkese dayatılıyorsa buna karşı mücadele etmek de 'müslüman ümmet'in vazifesidir. Ama çare bölünmek değildir; -madem ki laiklik ve demokrasi iddiası vardır- bu rejimin gereği olarak 'vatandaşlık esasında birlik ve eşitlik' peşinde koşulacaktır. <br />
<br />
İslam devleti olsaydı 'vatandaşlık' yerine 'din' konacak, tam eşitlik din birliğine, adalet ise insan olmaya bağlı olacaktı.<br />
<br />
Biz 'zulmü alkışlamayan, zalimi sevmeyen, onun hasmı olan ama mazlumu seven' bir kültürden geliyoruz. Kime ve nerede olursa olsun zulmü lanetleriz. Kötü niyetle kullanılacağı bilinen  hürriyetler konusunda ise ihtiyatı elden bırakmayız.<br />
<br />
Başlık hakkında âyet ve hadis zikretmedim; çünkü onları her müslüman bilir, bilmesi gerekir.<br />
<br />
 <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/113-hayrettin-karaman.html">Hayrettin Karaman</category>
			<dc:creator>Hayrettin Karaman</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/113-hayrettin-karaman/7376-ummeti-birlestirmek-farz-bolmek-haramdir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Toplum darbe meselesini aştı mı?</title>
			<link>http://www.ortayol.net/114-ali-bayramoglu/7375-toplum-darbe-meselesini-asti-mi.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 May 2012 04:59:26 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı değişimi hangi açılardan ele almak, nasıl açıklamak gerekir? 
 
Önce, demokratikleşme temelinde yapılan bir dizi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı değişimi hangi açılardan ele almak, nasıl açıklamak gerekir?<br />
<br />
Önce, demokratikleşme temelinde yapılan bir dizi reformla buna hiç şüphe yok. Ardından yaşanan zaman zaman çok boyutlu görünüm kazanan bir iktidar mücadelesiyle...<br />
<br />
Ama aynı zamanda bir dizi toplumsal farkındalıkla... Diğer bir ifadeyle yeni değer sistemlerinin filizlenmesine katkıda bulunan bir dizi toplumsal tecrübeyle...<br />
<br />
Toplumsal tecrübe dediğimiz, bir toplumun tarih yolu üzerinde yaşadığı ve karşılaştığı durumlar,  buradan elde edilen, kural, kıstas, algı, sezgi, değer olarak toplum hayatına giren yeni unsurlardır. <br />
<br />
Türkiye son yıllarda tecrübe olarak üç önemli durum yaşadı. <br />
<br />
Bunlardan ilki kendi kimliği ve tarihiyle yeniden yaşadığı karşılaşmaydı. Dersim, 1915, Kemalizm, 19 yüzyıl  ve benzeri tartışmalar toplumda ortak kimlikle ilgili bir arınma, yeniden oluşma çerçevesinde yeni bir değer ve algı sisteminin tohumlarının atılmasına yol açtılar.<br />
<br />
İkincisi seküler bakışın dinsel değerlerle, dini değerlerin seküler olanla yaşadığı karşılaşmaydı. <br />
<br />
Sonuç, yeni bir toplumsal sentez, İslami kesimde içeriden gelen farklılaşma, laik kesimde önemli ölçüde demokratikleşme ve bunlar üzerine inşa olan (AK Parti'nin seçmeni olarak karşımıza çıkan) yeni bir orta sınıf  oldu.<br />
<br />
Üçüncü toplumsal deneyim ise askercil değerler ve sivil değerler arasında toplumsal düzeyde bir tokuşma olarak tanımlanabilir. <br />
<br />
Bu tokuşma ciddi bir sonuca yol açtı mı, yerleşik güvenlikçi toplum algısı yerini demokratik toplum algısına bıraktı mı?<br />
<br />
Bu soruların yanıtını zaman verecek, ancak başlangıç aşamasında da olsa, sivil istikamette bir tetikleme olduğunu sanırız.<br />
<br />
MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin yaptığı &quot;Türkiye'de darbeler ve darbe yargılamaları&quot; başlıklı son araştırma bu konuda şimdiden kimi ipuçları veriyor...<br />
<br />
Birlikte göz atalım:<br />
<br />
&quot;Herhangi bir nedenle ordunun darbe yaparak yönetime el koymasını destekler misiniz&quot; sorusuna halkın % 79'u 'hayır'  derken % 17'si destek vermektedir. Darbeleri onaylayanlar AKP seçmenleri arasında % 11,5, BDP seçmenleri arasında % 9 iken şaşırtıcı biçimde CHP seçmenleri arasında % 24,4'e, MHP seçmenleri arasında % 27,5'e çıkmaktadır...&quot;<br />
<br />
Darbecilerin Yargılanması Doğru mu&quot; sorusuna halkın % 68'inin yanıtı &quot;evet&quot; şeklindedir. <br />
<br />
&quot;Darbecilerin Yargılanması İntikam mı Hukuki mi&quot; sorusu da sivil değer algısı açısından önemlidir ve darbecilerin yargılanmasının bir intikam alma eylemi olduğunu düşünenlerin oranı % 23 civarında iken, bu yargılamaların hukukun bir gereği olduğunu düşünenlerin oranı % 71 civarındadır. <br />
<br />
Bu sonuç, darbeler ve darbecilerle hukuki süreçler içinde 'yüzleşme ve hesaplaşma' fikrinin genel kabul gördüğünü göstermektedir. <br />
<br />
Ancak siyasi eğilim ile yeni ve eski Türkiye farklılığı burada da ortaya çıkmaktadır: <br />
<br />
CHP'li seçmenlerin % 47,5'i ve MHP'li seçmenlerin de % 41'i bu yargılamaları bir intikam almak şeklinde görmektedir.<br />
<br />
&quot;12 Eylül ve 28 Şubat'ın yargılanmaya başlaması Türkiye'de demokrasinin güçlenmesine katkı sağlar mı&quot; sorusuna halkın % 61'i &quot;evet sağlar&quot; yanıtını vermiştir. <br />
<br />
Halkın % 77,4'ü TSK'nın artık bir darbe yapma ihtimalinin olmadığını düşünmektedir. Sadece % 14'lük bir kesim ise darbe ihtimalinin hala olduğu inancındadır. <br />
<br />
Bugün, halkın büyük bir bölümü (% 66) bir darbe teşebbüsünde 'sokağa çıkıp' buna karşı geleceğini ifade ediyor...<br />
<br />
Bir toplumda yaşanacak en önemli ve kalıcı değişimler değer ve zihniyete ilişkin olanlardır.<br />
<br />
Belli ki, silah ateş almış...<br />
<br />
 <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/114-ali-bayramoglu.html">Ali Bayramoğlu</category>
			<dc:creator>Ali Bayramoğlu</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/114-ali-bayramoglu/7375-toplum-darbe-meselesini-asti-mi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Serdar Turgut ve Fatih Altaylı</title>
			<link>http://www.ortayol.net/101-rasim-ozan-kutahyali/7373-serdar-turgut-ve-fatih-altayli.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 May 2012 04:48:38 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Serdar Turgut epeyce bir süredir ara ara benimle ilgili yazılar yazıyor...  
 
Pazar günü de bizim Beyaz TV'deki Dinamit programıyla ilgili yazmış......]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><br />    <br />Serdar Turgut epeyce bir süredir ara ara benimle ilgili yazılar yazıyor... <br />
Pazar günü de bizim Beyaz TV'deki Dinamit programıyla ilgili yazmış... <br />
&quot;Dinamit, Ertuğrul Özkök ve Fatih Çekirge'ye karşı&quot; diye bir yazı... <br />
Dinamit programında 28 Şubat darbesinin tüm pisliklerini ortaya çıkarmak gibi bir misyonumuz var. <br />
Bu doğru tespit, Hasan Hüseyin Ceylan, 15 yıl sonra ilk kez bize konuştu hakikaten çok şey anlattı...<br />
28 Şubat darbesinin birçok ayağı var, medya bunlardan sadece bir tanesi... <br />
Elbette, medya olmadan bu alçak darbe başarılı olamazdı. <br />
Fakat uyanık Serdar Turgut iki ismi merkeze koyarak o programlarda yaptıkları tek tek ortaya çıkarılan diğer isimleri atlamış... Ceylan'ın konuk olduğu programda en çok Zafer Mutlu'nun ismi geçti fakat Serdar Turgut'un yazısında ismi bile geçmiyor... <br />
Zafer Mutlu'nun Ekip gazetesi marifetiyle yaptığı baştan sona yalanötesi operasyon programın en flaş anlarıydı. <br />
Fatih Çekirge'nin ismini anıp Zafer Mutlu'nun anılmaması bir garip, Turgut'un Çekirge'ye ve Özkök'e özel bir gıcığı mı var acaba? 28 Şubat ve Sabah gazetesi diye bir başlık olsa önce Zafer Mutlu sonra Fatih Çekirge akla gelir...<br />
Esas Turgut'un şark kurnazlığı Hürriyet bağlamında ortaya çıkıyor.<br />
Turgut çok iyi tanıdığı malum bir şahsiyeti bu noktada kollamaya kalkıyor, onun ismini hiç anmıyor.<br />
O malum isim de &quot;Ben yeterince cemaate ve cemaatin adamlarına yalakalık yaptım, bana dokunmazlar&quot; gibi laflarla kendini avutuyor. Talimatla Fethullah Gülen'le ilgili yazdıkları arşivlerden temizlenecek sanıyor herhalde...<br />
Ertuğrul Özkök zaten günah keçisi gelen giden vuruyor. <br />
E iyi de 28 Şubat darbesinin gereklerini yürütmek bağlamında Özkök Hürriyet'te tek miydi? Elbette değildi.<br />
Darbecilerin talimatla ultra-provakatif hareketler yaptıracağı isimlere de ihtiyacı vardı...<br />
Dönemin DYP lideri Tansu Çiller'in evinin etrafında arabalarla sistemli taciz gezileri düzenletmek gibi... Darbecilerin bu yazılı talimatını kim uyguladı?...&quot;<br />
Dincilere öyle laflar et ki çıldırsınlar manyakça tepkiler versinler, biz de onları &quot;İşte bakın irtica bu&quot; diyerek kullanalım&quot; gibi talimatları kim uyguladı? Hukuk sürecinde bu konularda aydınlanacağız...<br />
Ama hukuk sürecinden önce öğrenmek için Serdar Turgut da etrafına sorsun biraz bunları... <br />
Kim acaba bu darbeci talimatlarıyla bu provakasyonları yapan isim?<br />
Bu arada-bu konuyla hiç alakası yok-aklıma geldi, Turgut'un bugünlerde nerdeyse &quot;Bir düğmeniz sökülür gibi olmuş, müsadenizle onu dikebilir miyim&quot; tonunda davrandığı bir adam var... Fatih Altaylı...<br />
28 Şubat soruşturması bağlamında &quot;Darbenin medya ayağı&quot; kapsamında Özkök'e, Çekirge'ye dokunulacak ama Mutlu ve Altaylı o dönem yaptıklarının hiç hesabını vermeden keyif yapmaya devam edecek öyle mi? <br />
İşte o gün böyle bir haksızlığın, adaletsizliğin karşısına dikilirim... <br />
O gün Özkök'ün en büyük avukatı ben olurum... Fatih Çekirge'nin yargılanıp Zafer Mutlu'nun kapsam-dışı kalabileceği bir soruşturma düşünülemez, aynı şekilde Ertuğrul Özkök'ün yargılanıp Fatih Altaylı'nın kapsam-dışı kalacağı bir soruşturma da düşünülemez... <br />
Ya hiçbiri yargılanmaz ya hepsi yargılanır... <br />
Özkök ve Çekirge yamulsun ama Altaylı ve Mutlu kebap yapmaya devam etsin...<br />
Böyle şey olmaz...Ya da &quot;Bu darbeyi askerler yaptı, medyanın hiç suçu yok&quot; denir hiçbiri yargılanmaz, ona da eyvallah... Napalım yargı böyle derse boynumuz kıldan ince...<br />
Ama millet bu yargısal karara ne der, onu bilmiyorum...<br />
Benim tek kaygım şu...<br />
Savcılığın elinde medyaya dair belge bulgu yazılı talimat v.s varsa ve buna rağmen &quot;korku&quot; ya da başka sebeplerle ile bunların üzerine gidemiyorsa durum vahimdir. O zaman bu savcılar da millete hesap verirler...<br />
Yok eğer hiç yazılı belge yoksa zaten hiçbirşey yapılamaz...<br />
28 Şubat darbesinde medya ayağı hiç yoktu denir, dosya kapatılır... <br />
Sizler de bayram edersiniz...<br />
Sözün özü Serdar Turgut senin 28 Şubat'taki genel yayın yönetmeninin durumu neyse şu anki genel yayın yönetmenin de aynı durumda...<br />
Ya ikisi de suçlu yada ikisi de suçsuz...<br />
Buna adalet karar  verecek...<br />
<br />
<br />
<br /> <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/101-rasim-ozan-kutahyali.html">Rasim Ozan Kütahyalı</category>
			<dc:creator>Rasim Ozan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/101-rasim-ozan-kutahyali/7373-serdar-turgut-ve-fatih-altayli.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yılmaz Erdoğan  ve hakikat</title>
			<link>http://www.ortayol.net/115-hilal-kaplan/7374-yilmaz-erdogan-ve-hakikat.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 May 2012 04:42:16 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Yılmaz Erdoğan'ın, "Film Arası" dergisinden Gülcan Tezcan'a verdiği röportaj günlerdir tartışılıyor. Röportaj sırasında söylenen sözlerden sadece...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Yılmaz Erdoğan'ın, &quot;Film Arası&quot; dergisinden Gülcan Tezcan'a verdiği röportaj günlerdir tartışılıyor. Röportaj sırasında söylenen sözlerden sadece 'Türkiye'deki bir sette günde beş kez ezan için durursun, &quot;Aziz Allah&quot; dersin, beklersin, çay içersin ama filmde duyulmaz o ezan&quot; cümlesi öne çıkarıldı. Hâlbuki Erdoğan'ın dile getirdiği çok daha önemli başka tesbitler de vardı: &quot;Onlar (İranlılar) bir tarihte toplanıp sözlüklerinin tamamını değiştirmediler. Kelimelerinin hepsini değiştirip herkesin kendini yabancı hissettiği bir alanda yeniden kendilerini tanımlamadılar. Dolayısıyla o geleneksel bağ kopmadı. Özellikle de şiirle olan bağları kopmadı; kaldı ki biz aynı havuzdan besleniyorduk, biz aynı insandık aslında.&quot;<br />
<br />
&quot;Dil devrimi&quot; diye anılan kültürel katliama eleştiri getiren Erdoğan, aslında ezan metaforuyla da günümüz sanatçılarının bu türden kültürel katliamların çocuğu olduğuna işaret ediyor. Böylesi bir kültürel kopuşun ortaya çıkardığı sanatçı öznelliğinin halkına ve kültürüne yabancılaşmış olmasına dikkat çekiyor. <br />
<br />
Şahsen Erdoğan'ın &quot;halkına yabancı&quot; sanatçılardan biri olmadığını düşünüyorum. Şimdiye kadarki işlerine böyle bir algı hakimse, bunun biraz da kasten karar verilmiş bir 'yabancılık' unsuru olduğuna inanıyorum. Bence Erdoğan'ın vermeyi seçtiği eserler de, onları sunarken tercih ettiği dil de biraz bu yabancılaşmış mahalleden dışlanmamak için özenle kurgulanmıştı sanki. Zira Hakkâri doğumlu, ailesi o toprakların havasını solumuş, suyunu içmiş birisinin halka ne kadar yabancı olabileceği oldukça tartışmalı. <br />
<br />
Tüm bunlara ek olarak, bir de aklıma ister istemez &quot;kayıp kentin yakışıklısı&quot; geliyor. 1994 yılında, kafasına iki kurşun sıkılarak öldürülen amcası Namık Erdoğan. Ardından yeğeni Yılmaz'ın yazabildiği şu kadardır: <br />
<br />
&quot;dokuzunda kayboldu mayıs'ın, / cesedi bulundu / onikisinde...  / kaçırıldığında da / kaybolduğunda da / ve cesetken de / yakışıklıydı... / amcamdı... &quot;<br />
<br />
Bırakın ailesini, tanıdıklarının bile başından böylesi feci bir olayın, yani en derininden  'devlet'in geçmediği, hep &quot;karnı tok, sırtı pek&quot; olmuş zevatın Erdoğan'ın neyi, hangi amaçla, ne kadar söyleyebileceği üzerine kalem oynatması gerçekten ibretlik.  <br />
<br />
Faili meçhuller sadece hedefteki kişiyi ortadan kaldırmazlar; kurbanın ailesine de bir mesaj verirler... Erdoğan'ın sadece 27 yaşındayken aldığı &quot;bu ders&quot;, şimdiye kadar devletin öngördüğü politikalara yönelik muhalif bir duruş sergilemesini de pekâlâ etkilemiş olabilir. Bu muhalefet eksikliğini eleştirmeye hakkı olanlarsa, şimdiye kadar hep devletin borazanlığını yapagelmiş, zamanın ruhu neyi gerektiriyorsa ona göre 'kendini baştan yaratmış' omurga yoksunları değildir.<br />
<br />
Erdoğan'ın kendisini de katarak yaptığı özeleştirinin sanat hayatında bir karşılığı olur mu bilmiyorum ama sözlerinin hakikati yansıttığını biliyorum. Ve hakikatin hatırı da herkesten önce gelir.<br />
<br />
&quot;Yusuf'un gömleği&quot; geldi<br />
<br />
İki ayı aşkın süredir Suriye'de esir olan Adem Özköse'nin sağ olduğu haberi geldikten kısa bir süre sonra, bu zorlu imtihan boyunca ne gördüğümüz ne de sesini duyduğumuz Adem Özköse'nin eşi kıymetli Raziye Nur Hanım bir mektup kâleme aldı. Raziye Hanım, sadece Adem Bey'in eşi olmak üzere söz almamıştı. Bu öyle bir mektuptu ki bir göğüste iki kalp taşınmayacağını hatırlatan Rabb'in kulu olan bizlere de sesleniyordu. Ve hatırlatıyordu, aşk nedir, nasıl sevilir, niçin sevilir. <br />
<br />
Gömleği önünden yırtılmışlarla dolu bir dünyada yaşarken bu sözleri sıklıkla hatırlamak gerekir. Ve dua etmek; Yusuflar, Yakuplara kavuşsun diye...<br />
<br />
&quot;Bir nice zamandır kelimeler zorlarken yüreğimi, ben inadına kalemime sükût içiriyorum. Çığlık çığlık birikiyor tüm heceler...<br />
<br />
Ve senden Yusuf, bir güzel haber geliverince aniden, yollara düşen gömleğinin kokusu ulaşınca Yakub'a, azad ediyorum kelimelerimi...<br />
<br />
Bir Yakub'a sesleniyorum, bir Yusuf'a. Bir içime yöneliyorum, bir sana...<br />
<br />
Yusuf, titreyen sesin ulaşınca kulaklarımıza, Yakup kokusunu alınca gömleğinin, şükür düşüyor günlerimize. Öyle içten, bir dua kaplıyor benliğimizi. Tüm Yusuflar dönsün için. Ve yıllardır bekleyen tüm Yakupların yüzleri aydın olsun için...<br />
<br />
Günlerine sığmayan heyecanın ve içini yakan yangınlarımızla gittin Yusuf! Bastıramadın bir gün acıları da, heybene ayrılıkları alıp da gittin.<br />
<br />
Sana kal diyemezdi Yakub'un. Gidenlerin onuru yakışırken alnına, gözyaşlarını seremezdi yollarına.<br />
<br />
Gözyaşlarımızı hep gecelere emanet ettik Yusuf. Ve Yakup'tan öğrendik en güzel sabrı. 'İnnema eşku bessi ve hüzni ilallah' dedik. 'Ben hüznümü ve tasamı ancak Allah'a şikayet ederim.' Ve bekledik...<br />
<br />
En güzel kıssa, en güzel öğüt oldu bize. Ve en güzel umut...<br />
<br />
Yusuf! Zindan, Allah'ın kelamıyla aydınlanan günleri karartmaya güç yetirebilir mi hiç? Hiç tutsak edilebilir mi sonsuzluğa kanat açan yürekler? Öylesine güzel bekleyişler varken, umutlar yitirilir mi hiç?<br />
<br />
Kalbini ferah tut Yusuf.<br />
<br />
Kalbimizi ferah tut...<br />
<br />
Yakın bir müjdedir şimdi beklediğimiz.<br />
<br />
Sabırla denenmişken yüreğimiz, şimdi şükürdür denenmeyi beklediğimiz.<br />
<br />
Bitmedi imtihanlar Yusuf. Bitmeyecek... Zindanlar gidecek, saraylar gelecek. Darlıkların ardını bolluklar izleyecek. Onca imtihandan sonra, onca güzel, dik tavırlarından sonra, Yusuf'un 'ben nefsimi temize çıkarmam' sözleriyle gel Yusuf...<br />
<br />
Peygamberin başı önünde istiğfarlı fethi ile gel...<br />
<br />
Gel Yusuf...<br />
<br />
Gel ki, gömleği önünden yırtılan dünyaya, arkadan yırtılan gömlekleri gösterebilelim. Gel ki, utancını kaybeden dünyaya, hayâsını yitiren insanlara, en güzel ahlak dersini verebilelim. Ve gel ki, yıllardır bitmeyen şu kuraklığa bir çare sunabilelim.<br />
<br />
Gel Yusuf...<br />
<br />
Belki uzak ama, çocukların öldürülmediği bir dünyada yaşamak için gel.<br />
<br />
Ve Kevser için, <br />
<br />
Ve Yasin için, <br />
<br />
Ve Şamil için gel. <br />
<br />
Gel ki, bahar gelsin...&quot;<br />
<br />
&quot;Yusuf'un gömleği&quot; geldi; 'bahar' da yakındır belki.<br />
<br />
 <br />
 <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-0843343258209554";
/* ortayol mesaj içi 480x60 */
google_ad_slot = "3932234985";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ortayol.net/115-hilal-kaplan.html">Hilal Kaplan</category>
			<dc:creator>Hilal Kaplan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ortayol.net/115-hilal-kaplan/7374-yilmaz-erdogan-ve-hakikat.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>

